Bedir TAM tarafından yazılmış tüm yazılar

Ne Dediler – Cem Çelebi

Çok değerli büyük üstad Hasret Gültekin’i anlatmak türkülere,mızraplara sığmayan yüreği kelamla anlatmak bize düşmez mutlak. Onu dinlemek anlamak bilmek en doğrusu… Ben de sadece naçizane duygularımı paylaşmak istedim bizim uygarlık taşlarımızdan çok önemli Hasret Gültekin’le ilgili… Hasret Gültekin üstadı hazindir ki Sivas katliamından sonra İlk ‘Rüzgarın Kanatlarında’ albümünü edinerek tanıdım sonra da bütün çalışmalarını sanki bağrımıza saplanmış paslı hançerli dinledim… Her defasında da hüzüne boğularak, böyle bir sonu algılayamayarak dinlerim… İnsanlık tarihini iyi bilirim ama böyle bir yüzyılda barbarlarla bir arada yaşamak inanılmaz bir şey…Hep insanlığı kucaklayan üreten, yaşama, cana can katanlar, iyiler cezasız kalmamış, fakat hep ölümsüz de onlar olmuş… Şüphesiz İnsanlığa, barışa, türkülere saza söze her daim hasret olmuş Hasret’imiz de ölümsüzleşmiş sonsuza dek, biyolojik olarak hem de çocuk yaşta katledilse bile, ne kadar büyümüş kocaman adam olmuş küçücük yaşta…. Benim çocukluğum müzik kültürü da bu geleneği takip eden birçok arkadaş gibi belli başlı önemli üstadların albümlerini dinleyerek taklit ederek başladı ve belli bir olgunluğa erişinceye dek devam etti… Bu süreç zarfında çalıp söyleyen önemli üstadların tarzını tavrını iyi biliriz anlarız… Fakat bu ustalığı, Ozanlık Geleneğini ve bu kapsamın ruhunu, üretkenliğini hayret edilecek kadar küçük yaşta kavramış, yakalamış Hasret’imiz… Eşinden, akrabalarından dinlediğimiz biçimiyle daha 8’li 10’lu yaşlarda manalı besteler yapan, yine 14-15 yaşlarında şelpe tekniğinde olmazsa olmaz figürler tavırlar geliştiren batı ve doğu müziğini ustalıklı olarak bağlamada buluşturabilecek kadar yetenekli ve birikimli, küçücük yaşlarda birçok konuda bence öncü bir sanatçı…. Tabi ki biz biliyoruz ki onun asıl yapmak istedikleri geride kaldı, bugün yaşasaydı inanılmaz bir sanat adamı, çok farklı işler çalışmalar yapacağı kesindi… Bunlara da hasret gitti… Kısacık yaşamına çok büyük işler sıkıştırmış,eserleri, çalışmaları, dünyayı, alemi kaplayan yüreğiyle unutulmaz insan Hasret Gültekin’i saygıyla anıyorum… Bizler o bayrağı en güzel biçimiyle taşımaya gayret ediyoruz ve bütün zorluklara anlayışsızlıklara ve cehalete karşı yıkılmadan bıkmadan usanmadan aydınlık, ışık, insanlık yolunda devam yürümeye koşmaya…. Hasret üstadın mekanı cennet olsun demeye gerek bile duymuyorum… Çünkü o hep en yüce yerde… Hakikat makamından çaldı söyledi hep, o makamdan yazdı, oradan yürüdü…Yaktılar kıydılar ne oldu, o makamda sonsuza dek yaşıyor, yaşayacak… Aşk İle…..

Sevgi ve Saygılarımla…

* Cem ÇELEBİ *
Ne Dediler - Cem Çelebi

Ne Dediler – Fevzi Kurtuluş

Hasret Gültekin, sadece ülkemizin değil tüm dünyanın bir kaybıdır. Benim, Sivas katliamından sonra onun şahsında tüm Sivas şehitleri için ürettiğim “Hasret” adlı eserimin bir dörtlüğünde şöyle bir ifade kullanmıştım; “Ufak tefek yapındaki koca yüreğine, Sığdırmıştın dünyanın tüm halklarını”… Hasret Gültekin bağlama çalan ve türküler söyleyen bir ozandı ancak gerçekten ürettiği eserlerle ve her bölgeden yorumladığı o eşsiz türkülerle yüreğine tüm dünyayı, daha doğrusu ezilen dünyayı,mazlumlar dünyasını sığdırmış bir arkadaşımdı. Birçok değişik platformda birlikte olma şansım oldu kendisiyle ve gerçekten yaşama sıkı sıkıya bağlı, etrafına umut dağıtan, espirileri ve taklit yeteneği ile o an yanında bulunanları kahkahalara boğan bir yapıya sahipti Ama en önemlisi ve bugünün aydın ve sanatçılarına örnek olması gereken tavrı,onun partili bir sanatçı olmasıydı,yani örgütlülüğü bilince çıkaran tavrıydı.Ne diyeyim ki başka..Onu kelimelerle anlatmak imkansız bence, onunla kısa sürede olsa bir zaman geçirmek gere onu tam anlamıyla anlatabilmek için.Bu yüzden, onu salt ideolojik yapısıyla yada sanatıyla tanıyanlar, Hasret Gültekin’i kesinlikle tam anlamıyla tanımıyor demektir…Sonuç olarak başta da belirttiğim gibi sadece ülkemizin değil, tüm dünyanın birkaybıdır O. Bu vesile ile onu ve tüm Sivas şehitlerini bir kez daha saygıyla anıyor, onların onurla, gururla taşıdığı, bilimin, aydınlığın, eşitliğin,özgürlüğün, yani devrimin meşalesini zafere dek taşıyacağımızın sözünü veriyoruz.
* Fevzi Kurtuluş *

Ne Dediler - Fevzi Kurtuluş

Ne Dediler – Sinan Çelik

“Hasret’le tanıştığımızda henüz lisede okuyordu. Bir ara stüdyoya gelmişti elinde bağlaması vardı. Konuştuğumuzda müziğe çok geniş bir açıdan baktığını fark ettim. Zamanla dostluğumuz ilerledi. Ben ona nota oda bana ingilizce öğretecekti. Sıksık Unkapanı’na Duygu Müzik’e uğruyordu. Bağlamayı farklı bir teknikle çalıyordu. Bildiğimiz türküleri bir başka şekilde yorumluyordu. Bu benim çok hoşuma gitmişti. Yönettiğim bazı albümlerde bazı türküleri çaldı ve çok dikkat çekti. Bende onun albümlerine ve yönettiği bazı albümlere çaldım. Fransa’ya gittiğinde Talip Özkan Hoca ile tanışması bağlamayı dahada ileri düzeyde icra etmesinin önünü açtı. Deyişlerin yanısıra zeybekleri ve azeri ezgilerini de severek çalıp okuyordu. Biranda gençlerin dikkatini çekti onun gibi saz çalmak isteyenlerin sayısı arttı bir ekol oluşturmuştu diyebilirim genç yaşında. Beni en çok üzen anılarımdan birisi Lütfü Gültekin’in albümünü yapıyordu ve vefatıyla bu çalışma yarim kalmıştı. Belçika’ya giderek bu albümün kavallarını çaldım. Bu benim üzüntümü bir kat daha arttırmıştı şüphesiz. ,
Kendisini saygıyla ve rahmetle anıyorum….”

Sinan Çelik Hasret Gültekin için ne dedi

Hasret Gültekin & Baki Pınar stüdyo çekimleri

( Bu kaydı bize ulaştıran Baki Pınar’a teşekkürü bir borç biliriz )

Baki Pınar’la yapılan röportajımız :

– Hasret Gültekin ile ilk olarak ne zaman ve hangi vesile ile tanıştınız?

Rahmetli babamın İnancımızı ve kültürümüzü bu günlere getiren Aşık ve Ozan’lara özel bir sevgisi vardı. Bu nedenden dolayı evimize bir çok sanatçı gelirdi. Çocukken dinlediğim Hakk aşıklardan çok etkilenirdim. Özellikle Hakk aşığı dememde ki neden ‘’yalandan riyadan ve haksızlıktan’’ beri olduklarını ve olması gerektiğini yine babamdan öğrenirdim. Çocukken de babamla konserlere çok giderdik…
Yine bir konsere gitmiştik… ( tam hatırlamıyorum 1992 nin sonu olacaktı ) Hasret ve diğer sanatçıların verdiği bir konserdi.
Her zaman ki gibi babam sanatçıların bulunduğu mekana (kulise) gitmiş. Hasret ve eşi Yeter Hanım ayağa kalkarak babamı çok sıcak karşıladılar. Babam sevdiklerinin elini tek el değil iki eliyle tutardı ( bu onun özel halleri idi) Kulise girmiştik, Hasret babama ilgi gösteriyordu ama babam masada oturan ve kağıt oynayanlara ( önemli sanatçılar) bir baktı, bir kaç saniye sonra babam; onlara ithafen; ‘’ ya siz ne biçim sanatçılarsınız, Sizin için geldik içeri girdik, selam verenlere içeri girenlere siz nasıl davranıyorsunuz? birde halk sanatçılar olacaksınız, yaşlıya hürmet edin bari’’… diye fırçalamıştı bu iki ‘’sanatçıyı’’ . Hasret bu kağıt oynayan sanatçıların bu hallerine çok bozulmuştu ve babama ‘’buyrun, size birşeyler ikram edeyim’’ demişti. Babamda Hasret’e sarıldı öptü.Odadan çıkmıştık…
Hasret’in yönetiminde bir kaset çalışmaya karar vermeden İpek Abla’yla ( İpek Bayrak ) bu durumu konuşmuştuk. İpek Abla Hasret yardımcı olur diye Hasret’i önerdi bize ( bana ve Süleyman Düzgün’e) Hasret’le bizi tanıştıran İpek Bayrak oldu ve detayları görüşmek için Köln’de evine misafir olmuştuk. Gerek Hasret ve eşi Yeter Hanım oldukça sıcak, misafirperver davranmışlardı bizlere.
Hasret evinde bize, Hollanda’da ki konserini anlatmıştı… Hasret; ‘’ hiç unutmam, bir Babacan amca kulise girdi ve bizim ‘’sanatçılar’’ fark ettikleri halde sıcak davranmadılar… ona rahatsız olmuştum’’… diye Hollanda konserini anlatıyordu. Hasret anlatırken, ben gülerek ‘’O babam’’ dedim ( benim kulise gelmemi unutmuş doğal olarak ) çok sevinmişti… ‘’Öyle bir Babacan biri ki, elimi iki eliyle tutuyor ve bırakmamıştı’’… dedi Hasret. Sonra ki zaman da telefon görüşmemizde babamla konuşurdu kısa da olsa…

– Yüreğimizdeki Tutku adlı albümün başlangıç hikayesi nedir?

Herşeyden önce, kişi yüreğinde hiç bir şey hissetmez ise, o yürekten halk bilimi adına hiç bir şey hasıl olmaz. Yüreğimizde inançlarımıza ve aşklarımıza dair bir tutku olmadan, ne Hakk inancı anlatılabilir, ne de ulvi aşklar anlatılabilir. Bu nedenle ‘’Yüreğimizdeki Tutku’’ adını verdik albüm çalışmamıza.

– Albüm çalışmaları ne kadar sürdü ve sizin için en özel olan hatıra neydi o günlere ilişkin?

Albüm çalışmaları 3 hafta sürdü. Dolu dolu geçen ve bazen öğlen başlayıpta ertesi gün sabah 6 lara kadar çalışmamız devam ediyordu. Kayıt sırasında çok ciddi çalışırdı Hasret ama, diğer zamanlarda çok şakalar yapardık. Özellikle sanatçılarla olan konserlerini, anılarını anlatmada ki alçak gönüllülüğü bizi çok etkiliyordu. Bazı ‘’sanatçıların’’ acımasızlığını anlatırken derin derin düşünmesine şahit oluyordum. Şunu söylemeliyim ki bazı sanatçıların riyakarlıklarını ve acımasız olduklarını Hasret anılarını anlatırken fark ediyordum… Aslında stüdyo çalışmasından öte, hayatın acı ama gerçek olan diğer yönlerini de öğreniyordum.

– Albüm çalışmaları süresince size kimler eşlik etti?

Yönetmenliğini Hasret üstlendi, ayrıca bağlamalar şelpe ve bazen de alt yapı ve ton maisterliğini de Hasret yapıyordu. Genel Alt yapı ve tonmaister Hasan Bitmez. Klavye Sinan Çelik, Mey Zurna Deniz Selman. Bazı sanatçılar da ara ara gelip muhabbet ediyorduk.

– İlk kez bu albüm çalışmaları esnasında yapıldı yada icra edildiği” şeklinde düşündüğünüz bir durum oldu mu?

Zamanımız en fazla 1 ay olduğu için, gerektiği durumlarda alt yapıyı ve ton maisterliği Hasret kendisi yapıyordu. Diğer çalışmalardan fazla, bizim bu albüm için çok enerji sarf ettiğini ve çokça uykusuz geçirdiğini biliyorum.

– Bu süreçte Hasret ile ilgili olarak sizi en çok etkileyen ne oldu?

Günümüzde Türkiye’de Şelpe deyince akla Hasret Gültekin gelmeli. Bunu ısrarla ve üstüne basa basa söylüyorum ki, Hasret olmasaydı Şelpe tekniğiyle ünlenenlerin adı bile anılmazdı.
Hasret Şelpeyi otantik ve doğal olan bir teknikle icra ediyordu. O dönemde ki şelpe çalışmamızla, bugün ki şelpe çalışmaları birbirinden bir hayli uzak, tam bir şov amaçlı icra ediliyor ne yazık ki. Herşey bir yana, Hasret’in doğal ve alçak gönüllülüğü çalışmalarına yansıyordu.
Hasret edebiyat hamuruyla yoğrulmuş tam bir halk Ozanı idi. Örneğin ‘’Keşanlı Ali Destanı’’ adlı tiyatro da rol aldığını ve Cem Karaca’ya olan hayranlığını da pek bilen pek yoktur. Kısacası Hasret Gültekin sanatını icra ederken dar değil, sanatı geniş perspektiften ele alıp, süzerek özünü bozmadan pratikte sanatını ustaca icra ediyordu.

– Bugün geçmişe bakıp o günleri düşündüğünüzde artıları ve eksileri bakımından neler söylemek istersiniz?

Hasretle yan yana gelmemiz ve haftaları beraber geçirmemizin nedeni stüdyo çalışmamızdı. 1993 te ‘’kaset’’ yapıp konserlere çıkmak ve tanınmaktı gayem. Lakin o dönemde ki algılarımla, sonra ki algılarım arasında ciddi olumlu değişiklikler olmuştu. Hasret, muhabbet ve stüdyo çalışma esnasında anılarını bize anlatırken, esasında beni çok etkilemiş ve ileriye dönük doğru adımlarımı atmama yardımcı olmuştu. Hasretin olgunluğunu ve alçak gönüllüğünü diğer bazı Sanatçılarda görmek epey zordu. Diğer bazı sanatçıların kıskançlığını ve olumsuz halleri beni acayip etkiliyordu Babamın: ‘’halk ozanları yalandan, riyadan ve haksızlıktan uzak durandır’’ sözleri bana her daim ışık ve düstur olmuştu

1993 Mart İstanbul’da stüdyo çalışması aslında, benim hayatımda geleceğime dair doğru adım atma ‘’çalışması’’ olarak görüyorum. 1993 ten itibaren artık tanınma isteği bende kalmamıştı. Sadece ‘’Yüreğimdeki Tutku’yu’’ pratiğe dönüştürüp Hakk katında, Hakk’a adamak adına Cem ibadetlerinde Zakirlik hizmeti vermeye başlamıştım…

 

ZORUNLU AÇIKLAMA

Web sitemiz ve facebook sayfamız ; yıllardır içimizde Hasret’e biriktirdiğimiz özlemimizin bir vuslatı olmaması , bunun yanı sıra Hasret’le ilgili yetkili kaynakların özlemimizi bir nebze de olsa giderebilecek somut bir adım atmaması neticesinde asıl yetkili organın Hasret Gönüllüleri olduğu inancıyla yaklaşık 1 yıl önce faaliyete geçmiştir.Faaliyete geçtiği günden bu yana hiçbir maddi kaygısı ve beklentisi olmadığı gibi faaliyette kaldığı süre boyunca da web sitesi ve facebook grubumuzun insanlardan hiçbir maddi ya da manevi beklentisi kesinlikle olmayacaktır.Web sitemizi maddi ya da manevi bin bir sıkıntıyı aşarak açtığımız günden bu yana uğradığımız siber saldırılar bir yana artık kişisel yaşamımıza da dil uzatılması , özellikle de Hasret’i kendi menfaatimiz için kullanıyormuşuz algısı yaratılmasına artık zorunlu bir cevap sunma vaktinin geldiğine inanıyoruz.

Bizler albümü olan ya da hergün tvlerde boy gösteren insanlar olmadığımız halde kendi adımızın anılmasının bize fayda sağlayacağı düşüncesi maalesef akıl kârı değildir.

Başkalarına bir yığın para dökülerek yapıldığında belgesel muamelesi gören yapımların,her nedense biz Hasret Gönülleri tarafından maddi manevi bir beklenti olmadan eldeki imkanlar doğrultusunda mütevazi bir şekilde yapılması anlamsız (!) sayılmış , Hasret için gönlümüzün derinlerinden akıp gelerek dillenen duygular da arabesk (!) muamelesi görmüştür.

Nice zamandan beri süregelen bilgi kirliliğini önlemek amacıyla sayfamızda yer alan tüm bilgileri ; ince eleyip sık dokuyarak, Hasret’i yakınen tanıyan,onun çalışmalarını ve konserlerini o dönem birebir takip eden insanlara teyit ettirerek yayınladığımız halde bu paylaşımlarımıza üyelerimizden gelebilecek hatalı yorum ve bilgilerin sayfamıza mal edilmesi de (!) ortada bir vicdan sorunu olduğunu göstermektedir.
Bugün ten olarak aramızda olsaydı Hasret’in de “Yeter artık !“ diyeceğini düşündüğümüz bir konu da onun tekelleştirilmesi meselesidir.”Hasret’i yalnızca biz biliriz,en iyi biz anlatırız…” tarzında bir anlayış ; Hasret’le anısı olan birçok insanı yok saymak olduğu gibi Hasret’le aynı ortamı paylaşmış çoğu anıya ortak konu olmuş bu insanları Hasret adını anmaya korkar hale getirmiştir ; çünkü haklı-haksız her kim olursa olsun Hasret adını andıkları gün “Dur bakalım ! Sen Hasret’i değil kendini meşhur etmeye çalışıyorsun ! “ tarzında bir cevapla kendilerini mahkeme kapılarında kişisel dava süreçlerinin içinde bulmuşlardır.Öte yandan Hasret’in tekele alınıp tüm Hasret dostlarından resim,video ve ses kayıtları gibi özel arşivlerin toplandıktan sonra,sahiplerine bir kopyasının dahi verilmemesi bizim ulaşmaya çalıştığımız birçok insandan aldığımız ortak cevap iken ve kıt kanaat imkanlarla birkaç Hasret dostundan gelenleri sayfamızda paylaşıyor iken ; paylaştığımız dökümanlarla ilgili şahsımıza ve sayfamıza hırsız (!) muamelesi yapılması bizi ve bizi takip eden binlerce Hasret Gönüllülerini ayrıca rencide etmiştir.Bütün bunların üzerine Hasret’i tekelleştirenlerin 21 yıldır bir belgesel ya da önemli bir çalışma yapamayışı ve bunu her defasında maddi sebeplere bağlayışı da insanların aklında soru işareti bırakmıştır.

Madımak’ın acısını ne yapılırsa yapılsın ölene dek yüreğimizde taşıyorken ve her yıl binlerce zorluğa katlanıp gerek 2 temmuzda otel önünde gerek bizzat katıldığımız dava süreçlerinde tepkimizi ortaya koymaktayken “Nerdeydin 2 Temmuz’da ? “ tarzı argo sözler yakışık almamış,bizleri zan altında bırakmıştır.Bizler o gün de desteğimizle arka plandaydık,bugün ve bugünden sonra da bu destek ile arka planda olmaya devam edeceğiz.
Son olarak ; biz kocaman bir aile olmak istiyoruz adına da Hasret ailesi dediğimiz.Hasret’in yalnızca kan bağından gelenlerin değil onunla gönül bağı olanların da akrabası,akranı olduğunu anlattığımız.Biz Hasret ile ilgili hiçbir çalışmada tabiri caizse kıskanç ya da kindar bir tutum sergilemedik bugüne kadar.Hangi Hasret sayfası ya da Hasret dostu Hasret için bir şey yaparsa ; onun bu sayfanın en güzel köşesinde yeri olacaktır…

Hasret’le…

Saygılarımızla …

( www . hasretgultekin . net yönetimi )

Hasret’le…’Talip Özkan Röportajı’

Hasret Gültekin’in hayatındaki dönüm noktalarından biri olan Talip Özkan ile ölümünden çok kısa bir süre yaptığımız röportajında hocamız ; gerek Hasret’in müzikal serüveni gerekse şelpenin tarihi ve Hasret’in şelpeye katkılarıyla ilgili birçok soru işaretini ortadan kaldırıyor…

Bedenleri aramızda olmasa da inanıyoruz ki mavi ütopyalarda hala karşılıklı çalmaya devam ediyorlar !

Işıklar içinde uyuyun bu kültürün onurlu emekçileri !