Kategori arşivi: Ne Dediler

Ne Dediler

Çeyrek Asırlık Çınar : Hasret Gültekin

Batının Devrim ateşiyle çalkalandığı günlere rastlar ‘Geleceğin Bağlama Devrimcisi’nin doğumu.Doğuda Bir küçük mezrada.
Aynı zamanda gurbetin de yoksulluğu esir almaya başladığı yıllardır bu yıllar.O yöredeki bir çok aile gibi Gültekin ailesi de nasibini almıştır gurbetten.Baba Gültekin gurbette alır oğlunun doğum haberini…
‘Şükrü Hasret’ konur adı.Dedesinin adıdır ‘Şükrü’.Lakin bilenler ‘Hasret’adıyla bilecektir onu gelecekte…

Çocukluk zamanları ‘İstanbul’da geçer Hasret’in.Müzik ona doğuştan verilmiş bir güç gibidir ; öyle ki 6 yaşında başlar tellere vurmaya ve çok sürmeden üretmeye…Müzik her zaman için her şeyden daha önemlidir O’nun iç dünyasında.Okul,çevre hatta ‘müzik’ dışında akla gelebilecek hemen her şey ikinci plandadır.Kadıköy Anadolu Lisesi’ni yarıda bırakmak zorunda kalmasının temelinde de yine aynı sebep yatmaktadır.Onun için sık sık okuldan kaçıp yanına gittiği Haydar Acar’dan Deli Derviş’i dinlemek daha önemlidir.Böyle yoğurur kendini adım adım böyle geliştirir ve yine o dönem üretir birbirinden önemli eserleri. . .’Dağlar atamadım sevdamı,Bak ne hale gelmişim senin elinden,Suçum ‘ ve dahası…
Bir bir birikir öğrendikleri gönül kabında ve dolup taşanları paylaşma vakti gelmiştir artık.1987 yılında henüz 16 yaşında -bize erken ona ise geç bile kalınmış gelen bir yaşta- ‘Gün Olaydı’ albümüyle ‘Merhaba!’ der dinleyenlerine , bugünkü Hasret sevdalılarına.Yine aynı gün albümü çıkan Lütfü Gültekin’le tesadüfler bir araya getirir yollarını ve sağlam bir dostluğun da temeli atılır o gün. Aynı yıl ilk resitalini de verir , aşar aşılması zor basamakları.Ertesi yıl 1988’de üç müzisyen dostunun daha yer aldığı ‘Dostlar Muhabbeti’ albümünün yönetmenliğini üstlenir ve sazlarını çalar.Diğer sanatçıların albümlerini yönetme serüveninin de başladığı bir süreçtir bu.Devamı yine özellikle de Almanya’daki ‘NetSes’ firması bünyesinde önemli ozanlara ve daha birçok sanatçıya çaldığı albümlerle gelecektir yolu Madımak’tan geçtiği güne dek.
Haydar Acar’dan Talip Özkan’a ,Musa Eroğlu’ndan Arif Sağ’a birçok ustadan etkilenip onlardan öğrendikleriyle yaratsa da müzikal kimliğini ; onu yalnız bağlama kalıbına sokmak hiç şüphesiz ona karşı yapılan bir haksızlık olur.Tardan kabak kemaneye,davula,zurnaya değin sihirli elleri değmemiş bir enstrüman yok gibidir.
Yine onu yalnız ‘müzik adamı’ başlığı altında değerlendirmek de ona haksızlık etmektir.Çünkü o her şeyden evvel bir ‘fikir adamı’dır.Bilim adamlarının bilimle yaptığını o müziğiyle yapar çoğu zaman.İnsanların eşit , özgür ve kardeşçe yaşaması ilkesi hayat felsefesidir Onun.’Kimse diğerinden daha üstün değildir ve -doğarken seçemediği-etnik kimliğinden ötürü yargılanamaz’ fikrini taşır benliğinde.

Çalışmaları ve yaşamı da insana , hayata , doğaya ; sevgisinin,saygısının en önemli kanıtıdır.Kürt dili ve müziğinin söylenmesinin yasak olduğu bir dönemde ince zekâsıyla bu yasağı delip Newroz serisini hazırlaması da yine bu sevginin,saygının,fikir adamı olmanın bir ürünüdür.

Bu çalışmalarıyla birbirine yakın bir süreçte hazırladığı ikinci solo albümü ‘Gece ile Gündüz Arasında’ ise Onun bugün gönüllerde ‘Bağlama Devrimcisi’ olarak anılmasına vesile olan bir yeniliği beraberinde getirir…Kopuzun ,ruzbanın icadı kadar eski olan el ile çalma tekniğine farklı bir boyut kazandırıp albümdeki deyişleri bu teknikle sunar,o döneme dek eşine pek rastlanmayan tezene bırakma cesaretini de yine Hasret gösterir tereddüt etmeden.Sonraki süreçte ise ‘Şelpe’ tekniğinin daha çok üstüne gider ve daha önceleri Zülfü Livaneli ve Arif Sağ’ın da denemeler yaptığı bağlama klavyesinde sistematik şelpe çalmaya büyük katkılar sunar.O yaşta biri biri için ancak dile kolaydır Hasret için söylenenler.Hollanda Kültür Bakanlığı’nın daveti üzerine gittiği ‘Genç Türküler’ festivalinde Türkiye’yi temsil etmesi de yine o yaşta biri için eşi rastlanılmamışlıklardan biridir.

1991 yılı ise kendi tabiriyle ‘ilerici müzik’ adını verdiği müziğinin zirvesi olan ‘Rüzgarın Kanatları’nı dinleyicilerine sunduğu dönemdir.Albüm ; Hasret’in ilerici müziğinin yanı sıra ‘Derman Sendedir, Çeke Çeke,Yaralı Ceylan’ gibi eserlere yaptığı yeni düzenleme ve introlardan,ezgilerde kullanılmış çok sesliliğe,yıllardır alışılagelmiş deyiş yapısını ; deyişlerin ana hatlarını ,özünü bozmadan batı müziği ve ritmleriyle bir araya getirmesine dek halk müziği adına bir ‘Devrim’ niteliği taşır ki bugün dahi benzerine zor rastlanır bir çalışmadır bu.

O artık yaşına yönelik tabuları çoktan yıkmıştır yaptığı ve yapmakta olduğu birbirinden önemli çalışmalarla.Arif Sağ’dan Emekçi’ye birçok ustanın yer aldığı 1992 yılı yapımı ‘Türküler Yalan Söylemez’ albümünde ustalarla beraber yer alması ya da o güne dek ancak kulislerde ve özel sohbetlerde bir araya geldiği Musa Eroğlu gibi ustalarla aynı sahneyi paylaşmaya başlaması özellikle de ustaların gözünde Hasret’in bu kulvarda rüştünü ispat etmesinin en önemli göstergesidir.

Avrupada ve Türkiye’de verdiği sayısız konserlerin birbirini izlediği , yeni albümü ‘Enel Hakk’ın çalışmalarına başladığı bir dönemde Pir Sultan Abdal şenlikleri için gittiği Sivas’ta Madımak Oteli’nin yobaz güruhu tarafından kundaklanması sonucu beraberindeki diğer 32 aydınla 2 Temmuz 1993 günü çeyrek asırlık ömrüne sığdırdığı sayısız çalışma ve ‘Yaşasaydı : …’ diye başlayan bir yığın cevapsız soruyla beraber ışıklar arasında ebediyete yürümüştür. 

Hasret’le

* Sezer ASLAN *

Ne Dediler – Cangül Kanat

 

 “Hasret hakkında neler düşündüğümü bu satırlara sığdırmam mümkün olmayacak biliyorum.. az da olsa, onun ismini Zikretmek benim için çok büyük bir gurur..

 Kendimi toparlayıp kelamlarıma başlamak istiyorum..

Hani bir işi Âşk ile yaptığınızda arkasında muhakak bir değer vardır ya.. işte bu değer benim için Hasret Gültekin Oldu.. 
     Adını Hasret koyuyorum baglamaya her dokunuşumun.. Ya hiç dogmasaydı ? En korkuncu da bu olmazmıydı.. 
Bir insan ömrünü neye vermeli diye sordu temizce.. bunun en güzel cevabını kendisi verdi aslında.. Kısacık ömrünü yoluna verdi.. Ondan sonra gelen nice gönüllerin sevdası oldu.. Olmaya devam edecek. 
Ah Hasret.. Sana ne kadar teşekkür etsem azdır .. Aşk olsun sana çocuk, Aşk olsun !”

529842_198966666934243_2019246572_n

Ne Dediler – Hamdi Tanses

 

” Hasret Gültekin de gitti; ardında umut ve direnç dolu türküler bırakarak.O,yaşama bunca sımsıkı sarılmışkek, güneşe ve özgürlüğe adım ,adım ilerlemek te olduğu bir anda gitti…yaktılar onu…
hasret,yaşama,doğaya,aşka güzellemeler ve ağıtlar yakarak gitti…Kadınları,ezilenleri,emekçileri söyledi türkülerinde…Hasret bir yolun yolcusuydu…Sazı sözü kurtuluşun da ışığı oldu ve yüzyıllar boyu devam edecek anılarda… “

24446_198136407017269_361734347_n

Ne Dediler – Selehattin Akarsu

” Ozanlik geleneginin usta temsilcilerinin arasina girerek sanat yapmak,sanati icra etmek kolay bir is degildir. Sanatciyi farkli kilan,ondaki yuksek performans ve bilgi birikimin en ust safhada olmasindan kaynaklanmaktadir. Insani insandan farkli kilan uretkenligi ve sanatidir. Olumsuzluk halk sanatini kavramis olmak ve halk icin sanat yapmaktan gecer. Bireysel egolarindan uzak,halk adami olmak Hasret Gultekin gibi yasarkende adindan soz ettirmektir. Genc yasinda cok basarilar elde ederek kitleler tarafindan benimsenmis,ozumsenmis ve en ust noktalarda olmasini saglamistir. Genc yasinda yobaz guruhu tarafindan katledilerek ebedi sonsuzlugunda bir kat daha olumsuzlesmistir. Oldu hasret,doldu hasret… Hasret Gultekin tekrar dogmustur.Oğul Hasret Gultekin,onu bir kez daha yasatacaktir “

996877_198532990310944_875259748_n

Ne Dediler – Onur Kocamaz

” Ben 12 yaşımdaydım daha, O Derviş don değiştirdiğinde… Ve henüz yeni yeni kavrıyordum ismini, sesinin ahengini ve bağlamasındaki ustalığı… okuyan, dönüşen, değişen, araştıran, hazıra konmadan yöre yöre gezen, geldikçe derinleşen ama derinleştiği ölçüde enginleşen henüz 22 yaşında olmasına rağmen kendini bulan genç bir adam… köyünün ismi gibi Han adam… ateşe düşüşü yüreğime kor adam… Hayat adil davranmıyor ama 22 yaşında giden biri için çoğu insanın bir ömre sığdıramadığı onca şeyi sığdırarak ölümü yenmiş olması… şimdi 42 yaşında Hasret ve hala öğretmeye, aktarmaya, taşımaya devam ediyor… ölümü yenenlerden o ve ölüm ilk defa mağlup belkide. “

999694_199789630185280_418367724_n

Ne Dediler – Necdet Kurt

” Stüdyo Marşandiz de Albüm çalışması yaparken Hasreti tanıdığımda henüz 17 yaşında idi . Bizim çalışma saatlerimiz le peş peşe denk geliyordu, çalışmalar sırasında bol bol sohbet etme fırsatımız olmuştu. Genç, hatta çocuk denecek yaşına rağmen ağır başlı tavrı herkesin dikkatini çekmiş bağlamadaki ustalığı ve farklılığıyla da hepimizin gönüllerini fethetmişti. İlerleyen zamanlarda arkadaşlığımız devam etti. Çalışmalarını büyük bir keyifle takip altına almıştık, halk müziğini kendine has araştırmacı ve otantik tarzıyla icra ederek aslında görünmeyen bir kapıyıda aralamış olduğunu birçok kişi sonradan fark etti. Maalesef ülkemizdeki yobazlık sadece Hasret ve değerli aydınlarımızı, sanatçılarımızı katletmekle kalmayıp kültürümüzün akan ırmaklarınıda kurutmayı hedeflemiştir, ama bugün baktığımızda sevgili Hasretin avazı, onun bağlamadaki edası ve tavrı çok sayıda genç sanatçıda hayat bulmuştur. Acı ölüm genç ölüm diyorlar ya hani, hala bu ölümü kabullenmiş değilim. zaten bir anlamda da Hasret sazı ve sözüyle binlerce genç sanatçıda yaşıyor. bu yazıyı yazarken gözyaşlarıma hakim olamadım. Hasret e hasret kaldık.. Bazı insanlar öldükten sonra da yaşamaya devam ederler, bu kültür devam ettiği sürece sevgili Hasret’ te bizimle birlikte olacak. Saygılarımla…. “

1043986_200216273475949_1460674036_n

Ne Dediler – Baki Pınar

Ne kadar zormuş Hasret’i anlatmak…

 

Oysa yirmi yıl geçmemiş gibi hafızamda taşırken muhabbetimizi, tartışmamızı ve gülmekten stüdyoda çekim yapamadığımız o anılarımızı… 

 

Almanya’daki evinde bana; …‘’ Sivas’a gittim, Şu kanlı Sivas türküsünü yüzlerce kişiyle beraber okuduk konserde, müthiş çoşku vardı… bu yakında yine gideceğim Sivasa ’’… demişti

 

Yine gitmişti …

 

Dönüşü olmayan bir gidişti bu sefer…

 

Oysa hayallerini anlatıyordu …

 

… ‘’istediğim en çok şey, filim müzikleri yapmak’’… 

 

Aziz Nesin’in karşısında sahnede türkü söylemenin hazını anlatıyordu gülerek…

 

… ‘’ o gün sahneye papyonla çıkmıştım, en sonunda Yunan sanatçılarla beraber tekrar sahnede yer almıştım, sahneden sonra kulise Azız Nesin geldi ve beni tebrik ettikten sonra, herşey güzel sadece o papyon sana yakışmamış dedi ‘’…

 

Sivas’a gideceğini söylüyordu…

 

Anlam veremiyordum bazı konuşmalarına…

 

Yaşadığı anıları anlatırken gülümsüyordu … 

 

Ahh Hasret ahh…

 

Arif Sağ ve diğer sanatçılarla yaptıkları şakaları ve kağıt oynunu anlatıyordu… 

 

Kağıt oynunda bir ara çok yenilen Hasret, uçakta Arif Sağ’a;

 

…‘’ beni karada ve denizde yendin, şimdi havadada yen bakalım, bir yere gidemezsin, ben seni yeneceğim’’… 

 

Çocukluğunu yaşayamadığını, çocuk gibi olmayı özlüyordu…

 

… ‘’ ben hep, benden büyüklerle yaşadığım için çocuk olamadım, aslında insan çocukluğunu doyasıya yaşamalı, sesimden ve hareketlerimden dolayı yaşlı olduğumu zannediyorlar birçokları. Birgün ( zannediyorum Belçika) konserin kulisine yaşlı olan eşler geldiler, kapıda kimi sordunuz? amca dedim, cevap verdi; oğlum Hasret Gültekin’i görmeye geldik. Benim dedim, buyurun. Yaşlı eşler kızarak alaymı ediyorsun, kapıdan çekil ! dediler… içeri girince ben diğer sanatçı dostlara yaşlıların arkasından el göz hareketleri yapıyorum burda değil diyin diye… tamam dediler gittiler.Sahneye çıktım ve kendimi kaptırmışım gözüm kapalı türkü söylüyorum. Birde gözümü açtım o yaşlı eşler sahnenin önünde bana mahçup mahçup bakıyorlar adeta yalvarır gibi…’

 

….’Sivastaki köyünü anlatıyordu gülümseyerek… 

 

… ‘’ konserden sonra köyüme gittim, yağmur yağmıştı, çamurdan yürüyemedik ’’… 

Yakın zamanda tekrar Sivas’a gitmek istediğini söyledi gitmişti  1000218_200720166758893_1833569371_n

Ne Dediler – Eren Üren

9 yaşımdayken babamın büyük kaset arşivine rastlamıştım.Arif Sağ,Musa Eroğlu,Lütfü Gültekin,Derdiyoklar gibi ustaların ve o dönemin büyük halk sanatçılarının kasetleri bulunuyordu.Aralarında çok ilgimi çeken bir kaset olmuştu.Siyah beyaz kaset kapağında çizgili beyaz gömlek giymiş,sakallı,gözlüklü bir adamın resmi vardı.Gece ile gündüz arasında kalmış gibiydi tıpkı gönül telini titreten o eseri gibi…Hasret Gültekin…Sormaya başladım kendime kimdi Hasret Gültekin ve neden o kadar tanıdık sanatçı albümünün arasında onun albümü ilgimi çekmişti ? Babam her defasında özellikle altını çizerek onun bir dahi olduğunu ve bağlamayı onun gibi icra eden biri daha olmadığını belirtirdi.Büyük bir araştırma o zamanlar başlamıştı benim için.İnanılmaz bir enerji , bir duygu seliyle doluydu Hasret’in sazı , tınıları.Çok delilikler katarak duyguyla vuruyor tellere ve kendini hiçbir üsluba,stile hapsetmiyordu.Diğer ülkelerin enstrümanlarını inceleyip kendi sazına uydurması da bunun en güzel örneklerinden biriydi.Tıpkı flamenco ve gitar tavırlarını bağlamaya uyarlaması gibi…Bağlamanın bir sınırı olmadığını daha o yaşında anlamıştı ve kendi dönemine göre 20 yıl ilerden gidiyordu.Onun en büyük şiiri hiç şüphesiz mızraplarıdır.O mızrapları günümüzde dahi duymak zordur ; çünkü kendi yapısı içerisinde büyük bir bilmece ve ince bir zekâ barındırır, anlamak , çözmek güçtür.Her dinlediğimizde kulağa farklı gelen tınılarıdır Hasret’i Hasret yapan.Onu kelimelere sığdırmak ne yazık ki imkansız…Lakin yine onun dilinden dökülen şu üç kelime onu anlamamıza vesiledir.’Öğrenmelisin,düşünmelisin,yaratmalısın…’O’nun anısı ile çıktığım bu yoldaki araştırmalarım devam etmekte ve hiç bitmeyecektir !1002622_218976178266625_1521566994_n

Ne Dediler – Aşır Özek

 Emsalsiz,benzersiz,bağlama ve sese “Hasret kalmak” zor da olsa yangın yerinde, küllerinden yeniden doğmaktır Hasret’imin diğer bir yanı…

 

Seni anlatabilmek, Ahmed Arif dizelerinde şiirdir. 

 

Seni anlatabilmek bir Efe’nin bağlamasında Harmandalı,bir Tahtacı’nın Cura’sında Semah’tır. 

 

Seni anlatabilmek,Koçgiri yüreği ile Newroz ateşinde yasakları yakmaktır. 

 

Seni anlatabilmek yangın yerinde Nesimi ile ” En-El Hakk” diyebilmektir. 

 

Ve seni anlatabilmek, yangın yerinde Hasret’imin duman duman arşa dayanmasıdır.Hasret kaldık Hasret’im, Hasret!575312_220438794787030_1043142314_n