Ne Dediler – Eren Üren

9 yaşımdayken babamın büyük kaset arşivine rastlamıştım.Arif Sağ,Musa Eroğlu,Lütfü Gültekin,Derdiyoklar gibi ustaların ve o dönemin büyük halk sanatçılarının kasetleri bulunuyordu.Aralarında çok ilgimi çeken bir kaset olmuştu.Siyah beyaz kaset kapağında çizgili beyaz gömlek giymiş,sakallı,gözlüklü bir adamın resmi vardı.Gece ile gündüz arasında kalmış gibiydi tıpkı gönül telini titreten o eseri gibi…Hasret Gültekin…Sormaya başladım kendime kimdi Hasret Gültekin ve neden o kadar tanıdık sanatçı albümünün arasında onun albümü ilgimi çekmişti ? Babam her defasında özellikle altını çizerek onun bir dahi olduğunu ve bağlamayı onun gibi icra eden biri daha olmadığını belirtirdi.Büyük bir araştırma o zamanlar başlamıştı benim için.İnanılmaz bir enerji , bir duygu seliyle doluydu Hasret’in sazı , tınıları.Çok delilikler katarak duyguyla vuruyor tellere ve kendini hiçbir üsluba,stile hapsetmiyordu.Diğer ülkelerin enstrümanlarını inceleyip kendi sazına uydurması da bunun en güzel örneklerinden biriydi.Tıpkı flamenco ve gitar tavırlarını bağlamaya uyarlaması gibi…Bağlamanın bir sınırı olmadığını daha o yaşında anlamıştı ve kendi dönemine göre 20 yıl ilerden gidiyordu.Onun en büyük şiiri hiç şüphesiz mızraplarıdır.O mızrapları günümüzde dahi duymak zordur ; çünkü kendi yapısı içerisinde büyük bir bilmece ve ince bir zekâ barındırır, anlamak , çözmek güçtür.Her dinlediğimizde kulağa farklı gelen tınılarıdır Hasret’i Hasret yapan.Onu kelimelere sığdırmak ne yazık ki imkansız…Lakin yine onun dilinden dökülen şu üç kelime onu anlamamıza vesiledir.’Öğrenmelisin,düşünmelisin,yaratmalısın…’O’nun anısı ile çıktığım bu yoldaki araştırmalarım devam etmekte ve hiç bitmeyecektir !1002622_218976178266625_1521566994_n